Türkiye’nin En Büyük 3 Kamu Şirketinde Kurumsal Sorumluluk: Çalışanlardan Futbol Takımı Kurmak ve “Üretimde Emreamadelik” (?)

Kurumsal sorumluluk (KS) kavramı henüz genel olarak kabul edilmiş bir tanımı olmayan, hala değişim içerisinde olan ve gelişmeye devam eden bir kavramdır. Örneğin Howard Bowen, 1953’te ‘kurumsal sosyal sorumluluk’ terimini ilk defa kullandığı kitabının başlığı ‘İş Adamlarının Toplumsal Sorumlulukları’dır. Daha sonra kurumsal sorumluluğu sadece zengin iş insanlarına yönelik bir kavram olarak algılamaktan vazgeçip, bir şirketin bütünüyle ‘kurumsal vatandaş’ olmasından bahseder olduk. Özellikle İngiltere’de kurumsal sorumluluk ile ilgili meseleler daha çok şirketlere yönelik algılandı. Hatta belli bir dönem ‘kurumsal sosyal sorumluluk’ yerine ‘şirketlerin sosyal sorumlulukları’ ifadesi tercih edildi.

Artık her tür kurumun toplum refahına ve sürdürülebilir kalkınmaya katkı sunmalarını bekliyoruz. Örneğin Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi (bu arada maalesef hala Küresel İlkeler Sözleşmesi’nin Türkiye Yerel Ağı kendisine ‘Global Compact Network Türkiye’ demeye devam ediyor) sadece şirketlere değil, belediyelere, okullara ve her tür sivil toplum kuruluşuna da ilkelerin uygulanması hakkında çağrıda bulunuyor.

Kamu kurumlarının kurumsal sorumluluk ile ilişkisi ise uzun süredir tartışılan bir konu.

Hükümetler ve Kurumsal Sorumluluk

KS ile ilgili en fazla atıf alan tanımlardan birisi Avrupa Komisyonu’nun 2002 tarihli ifadesidir:

([KS] Şirketlerin toplumsal ve çevresel kaygılarını iş faaliyetlerine dahil etmelerini ve paydaşlarıyla gönüllülük esasına dayalı bir etkileşim içerisinde bulunduklarını ifade eden bir kavramdır)

Tanımdaki ‘gönüllülük’ vurgusu, KS’nin uzun süre en önemli özelliğini oluşturdu. Buna göre kurumsal sorumluluk yasal düzenlemeler ve hukuki yaptırımlarla yetinmek istemeyen, toplum ve çevre için daha fazlasını ortaya koymak isteyen ‘gönüllü’ şirketlerin uygulamak isteyecekleri bir anlayış anlamına geliyordu.

Gönüllülük elbette kurumsal sorumluluğun samimiyetini artıran bir etkendi. Fakat diğer yandan pek çok kişi kurumsal sorumluluk ile ilgili uygulamaların zorunluluk haline gelmedikçe yeterince başarılı olamayacağını vurguladı. İşte bu noktada kurumsal sosyal sorumluluk ile ilgili konuların resmileşmesi ve yasal zorunluluklar haline gelmesi için hükümetler de konuya dahil oldu.

Sanıyorum özel sektör temsilcilerinin bu konuya ilişkin klasik yorumları “hükümetin kurumsal sorumluluk ile ilgili uygulamaları standartlaştırması halinde, kurumsal sosyal sorumluluğun anlamını bozacağı”nı söylemek oluyor. Bu görüşe göre devlet, kurumsal sosyal sorumluluğu özel sektöre havale etmeli ve bu konuya karışmamalı.

Ancak dünyanın pek çok ülkesinde hükümetler kurumsal sorumluluk konusuna yakından ilgi gösteriyorlar. Avrupa Birliği’nde “kurumsal sosyal sorumluluk” sözcüsü bulunuyor. İngiltere, Hindistan ve Singapur’da kurumsal sorumluluk bakanlık düzeyinde önemseniyor.

Hirschland’e göre bu durum küreselleşen dünyada politika geliştirmekte zorlanan, toplumsal ve ekonomik konulara tek başına yetişemeyen hükümetlerin karşılaştıkları ‘yönetim boşluğu’ sorununa bir çare üretiyor. Hirschland*, yönetim boşluğunun üç temel nedenini şöyle açıklamış:

  1. Yetersiz çalışan ve güçsüz hükümetler
  2. Küresel çapta devam eden süreçlerin belirsizliği ve kuralsızlığı
  3. Sivil toplum ve özel sektörün küresel anlamda gittikçe daha fazla güç kazanmaları

Böylece hükümetler, karşılaştıkları sorunları ortadan kaldırabilmek için kurumsal sorumluluk kavramını sahiplenmeye başlıyorlar. Bu durum hükümetlerin özel sektöre yeni kurallar dayatmasını gerektirmiyor. Hükümetler, farklı çevrelerle kurdukları üretken diyalog sayesinde bu konuda başarı yakalayabiliyorlar.

Örneğin İskandinav ülkeleri genel olarak geçmişlerinde güçlü bir sosyal devlet geleneği barındırıyorlar. Fakat küreselleşen ekonomik ve toplumsal koşullar, her geçen gün sosyal devlete ilişkin pek çok konunda sorun oluşturuyor. Bu duruma ilişkin pek çok çözüm kurumsal sorumluluk ile ilgili üretken platformlar oluşturmakta aranıyor. Örneğin, Norveç Hükümeti 2008 yılında konuyla ilgili bir rapor yayınlayarak kendisini kurumsal sorumluluk ile ilgili konularda nerede konumlandırdığını açıklamış, özel sektör ve sivil toplumdan beklentilerini ortaya koymuştu. Benzer bir süreci geride bırakan Danimarka’da ise kurumsal sorumluluk ile ilgili konulara Kurumsal Sosyal Sorumluluk Konseyi isimli bir oluşum yön veriyor. Bu konsey yönetim kurulunda ülkenin en önemli iş insanlarını ve kamu temsilcilerini barındırıyor.

Dolayısıyla hükümetin konuya dahil olması mutlaka şirketlere KS ile ilgili yeni yaptırımların uygulanacağı anlamına gelmez. Tersine verimli bir şekilde uygulanacak kamu-özel sektör diyaloğu, kurumsal sorumluluk sayesinde hükümetlere yönetim boşluklarını kapatmada yardım edebileceği gibi, şirketlere de daha uzun takvimli, sürdürülebilir bir program sunabilir.

Kamu Şirketleri ve Kurumsal Sorumluluk

Kamuya ait şirketlerin kurumsal sorumlulukları, devlet-KS ilişkisi içerisinde belki de en az değinilen konudur. Oysa ki kamu adına, kamunun kaynaklarıyla faaliyet gösteren şirketlerin kurumsal sorumluluğu, özel sektör şirketlerinden belki daha da önemlidir.

Türkiye’deki kamu şirketlerinin kurumsal sorumlulukları ile ilgili maalesef elimizde yeterli bir araştırma yok. Şimdilik aşağıdaki küçük analiz ile yetineceğiz.

Fortune Dergisi tarafından en son 2013 yılı için hazırlanan, Türkiye’nin en büyük 500 şirketini gösteren listenin ilk 20 sırasında, tüm hisseleri devlete ait olan 3 büyük kamu şirketi bulunuyor.

Ekran Resmi 2015-05-19 16.43.56

Görüldüğü gibi bu şirketlerin hepsi elektrik ile ilgili. Her üç şirket de 2001 yılında yürürlüğe giren “Elektrik Piyasası Kanunu” ile yapılandırılmış. TETAŞ elektrik ticareti yapıyor, TEİAŞ elektriği iletiyor, EÜAŞ ise elektriği üretiyor. Bu üç kardeş kamu şirketi toplamda 2013 yılında yaklaşık 50 milyar TL hacminde bir ticari faaliyet üretmişler. Her üç şirketin de 2013’e yılını baz alan faaliyet raporları bulunuyor. Bu raporlarda genel olarak şirketlerin idari yapılanmaları, projeleri ve mali tabloları var. Fakat raporlarda finansal olmayan bir bilgi bulamadığımız için, maalesef şirketlerin kurumsal sorumluluğa ilişkin herhangi bir çaba içerisinde olmadıklarını görüyoruz. Yine de faaliyet raporları ve internet sitelerinden elde edebildiğimiz tüm verilere göre bulabildiğimiz finansal olmayan bilgileri aşağıda görebilirsiniz:

TETAŞ

Kurumun kurumsal değerleri arasında şeffaflık ve hesap verebilirlik olduğu yazıyor. Fakat maalesef mali akış haricinde herhangi başka bir ‘şeffaflık’ ile karşılaşamıyoruz.

TETAŞ’ta çalışan personelin cinsiyet dağılımını öğrenebildik. Şirkette 130 erkek, 77 kadın çalışıyor.

Şirket bünyesinde çalışanlara yol göstermesi amacıyla bir etik komisyonu kurulmuş. Bu komisyonun yayınladığı rehber, özellikle çalışanların iş ilişkileri dahilinde karşılaşacakları ikram ve hediyeleri hangi ölçütlere göre kabul edip edemeyeceklerini anlatıyor.

TEİAŞ

TEİAŞ’ın futbol takımı var. Bu takım Ankara’daki kamu kurumları liginde yer alıyor. Zaman zaman kurum yöneticileri futbol takımlarına başarı dileklerini sunuyor. (Umuyoruz bu takımın kurum çalışanlarının hayatlarına kattığı değer, şirketin internet sitesindeki kapladığı yer kadar fazla olabiliyordur.)

Şirkette 8102 çalışan var. Fakat bu kişiler hangi süreçlerle işe alınıyorlar, nasıl bir kariyer planı ile karşılaşıyorlar, kaçı kadın, kaçı erkek gibi konularda hiçbir bilgiye sahip olamıyoruz.

Ekran Resmi 2015-05-19 16.50.37TEİAŞ’ın faaliyet raporu çevreye ilişkin bazı veriler içeriyor. Buna göre:
“2013 yılı Ocak ayı içerisinde İletim Tesis İşletme Grup Müdürlüklerine ‘‘Atık Yağların Kontrolü Yönetmeliği’’ kapsamında 2012 yılına ait atık yağların beyanlarının ilgili Valiliklere yapılması konusunda bilgilendirme yazısı gönderilmiştir. Taşra teşkilatının uygulamaya yönelik soru ve sorunlarının çözümüne yönelik teknik destek sağlanmış”

Yani; atık yağlara ilişkin bir yazışma yapılmış. Şimdilik TEİAŞ’ın çevresel sürdürülebilirliğe katkısı konuyla ilgili e-postaları “forward” etme düzeyinde.

Ayrıca çevre ve atık yönetimine ilişkin başka eğitim-bilgilendirilme faaliyetleri yapılmış. Fakat, yine, maalesef bu faaliyetlerin içeriği, süresi, planı gibi konularda herhangi bir bilgiye sahip olamıyoruz.

EÜAŞ

Bu kurumun temel değerleri arasında çevreye duyarlılık, şeffaflık, hesap verebilirlik ve “üretimde emreamadelik” diye iki kavram var. Maalesef çevreye duyarlılığın nasıl sağlandığı hakkında, yine, bir veriye sahip olamıyoruz. (“Üretimde emreamadelik” ne anlama geliyor, bilmediğim için yorum yapamıyorum)

EÜAŞ’ın da futbol takımı var. TETAŞ futbol takımı hakkındaki temennilerimiz EÜAŞ için de geçerli.

Acaba EÜAŞ’ta kaç kişi çalışıyor, bu kişilerin kaçı kadın, bu kişiler nasıl işe alındılar, bilemiyoruz.

Maalesef Türkiye’de henüz hükümetin kurumsal sosyal sorumluluk hakkında herhangi bir yaklaşım geliştirmeye istekli olduğunu göremedik.

En azından kamu şirketlerinin, kamunun parasıyla, kamu adına çalışmalarının getirdiği fazladan bir sorumluluk hissiyle daha şeffaf, daha hesap verebilir kurumsal sorumluluk yaklaşımları geliştirmelerini bekleyebilirdik.

Fakat en büyük üç kamu şirketinden gördüğümüz kadarıyla bu devlet teşekkülleri henüz ancak ilkel faaliyet raporları yazma aşamasındalar.

Oysa kamuya ait yıllık yaklaşık 50.000.000.000TL’ye yön veren ve Türkiye’nin enerjisini kontrol eden bu şirketlerin kurumsal sorumluluk yaklaşımlarını aklımıza ilk gelen aşağıdaki konular etrafında şekillendirmelerini bekleyebilirdik:

  • Her üç kurumda işe alınma süreçleri nasıl işlemektedir? Kamu kurumlarında işe alımların genellikle “torpilli” kişiler lehine sonuçlandığına ve kamu kurumlarında kayırmacılık-yeğencilik (nepotizm) olduğuna dair oluşan kuşkuları bertaraf etmek için alınan önlemler nelerdir?
  • Bu kuruluşların temel değerleri arasında ilan ettikleri hesap verebilirlik ve şeffaflık kavramlarına yönelik geliştirilen kurumsal politikalar nelerdir?
  • Bu şirketlerdeki çalışan profilinin cinsiyet, yaş ve eğitim durumuna ilişkin dağılımı nasıldır?
  • Kamuoyunda şüpheyle karşılanan nükleer enerji santrallerine yönelik olarak bu üç kurum tarafından geliştirilen herhangi bir kamuoyu bilgilendirme yaklaşımı var mıdır?
  • Bu şirketlerin yenilenebilir enerji konusundaki yaklaşımları nasıldır?
  • Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınmasına yönelik olarak üç elektrik şirketinin gelecek vizyonu nasıl şekillenmektedir?
  • Türkiye’nin bu üç elektrik şirketi, üniversitelerle herhangi bir iş birliği geliştirmiş midir?

 

*: Hirschland, Matthew J. (2006) Corporate Social Responsibility and the Shaping of Global Public Policy. Palgrave MacMillan.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.