“Sorumlu Kurum” hakkında

Günümüz toplumunun en etkin oyuncuları bireyler değil, şirketlerdir. Şirketler tüm dünyada toplumsal yapının merkezi örgütlenme modelidir. Aynı insanlar gibi doğup, büyüyebilen, evlenip çocuk sahibi olabilen şirketler, hukuk önünde bireysel kişiliklerle aynı haklara sahiptir. Öte yandan küreselleşme süreci, ‘tüketici’lere dönüşen bireylerin bilinçlerinde de değişimler meydana getirir. Yeni tüketici bilinci, şirketleri tüzel kişilikler olarak toplumun birer parçası olarak savunmakta, şirketlerden belirli bir iş ahlakına uygun davranışlar beklemektedir.

Bu beklentinin temelinde sorumluluk algısının şirketlere yönetilmesi vardır. Şirketler ister hizmet, ister ürün üretsinler, aynı bireyler gibi çevresel ve toplumsal kaynakları tüketerek varlıklarını devam ettirirler. Fakat bireyler topluma karşı, sürekli olarak davranışlarını ahlaki bir süzgeçten geçirirlerken; şirketlerin daha fazla kâr amacıyla bencil ve iştahlı davranış göstermeleri yakın zamana kadar bir şekilde normal görülüyordu. Bu kabulün altında şirketlerin tek amaçlarının kâr etmek olduğuna dair genel kabul yatar.

Kurumsal sorumluluk fikri tam bu noktada ortaya çıkar. Şirketleri de bireylerle birlikte toplumsal birer şahsiyet, hatta ‘vatandaş’ olarak gören kurumsal sorumluluk anlayışına göre, şirketler toplumsal, ekonomik ve çevresel sorunlara karşı doğrudan sorumludur. Aynı şekilde toplumsal, ekonomik ve çevresel refahın artırılması için şirketlerin gönüllü olarak çalışmalar yürütmeleri beklenir. Toplumda oluşan bu yeni anlayış kimi yazarlarca ‘sorumluluk devrimi’ olarak isimlendirilir. Bu görüşe göre bireyler, aynı vergi öderlerken veya oy verirken vatandaşlık görevlerini yerine getirdikleri gibi, iş ahlakından yoksun şirketler yerine, sorumluluk sahibi şirketlerin ürün ve hizmetlerine para ödeyerek sorumlu yaklaşımlarını daha da geliştirirler[1].

Kurumsal sorumluluk terimi Avrupa Birliği’nin meşhur tanımlamasında, “şirketlerin operasyonlarına toplumsal ve çevresel kaygıları dahil etmeleri ve konuyla ilgili paydaşlarıyla gönüllü bir şekilde iletişimde olmaları”[2] şeklinde tanımlanıyor. Ancak kurumsal sorumluluk anlayışı, sadece iş yaşantısına ilişkin bir yaklaşımdan daha fazlasını ifade eder. Genel kapsamıyla kurumsal sorumluluğu, iş etiği, hesap verebilirlik, insan ve çalışan hakları, iş sağlığı ve güvenliği, cinsiyet eşitliği, yolsuzluk karşıtlığı, çevresel bilinç ve toplumsal diyalog gibi birçok konuyu içinde barındıran şemsiye bir kavram olarak düşünmek gerekir.

Kurumsal sorumluluk uygulamaları tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de artış gösterdi. Ne var ki kurumsal sorumluluk örneği olarak verilen birçok uygulamayı hâlâ genelde iletişim odaklı, kısa vadeli etki üreten kampanyalar veya sadece hayırsever bir tavırla ortaya konan yardımlar olarak görmemiz mümkün. Bu sebeple uzun süredir Türkiye’de kurumsal sorumluluk alanında etkinliklerde bulunan kurumları hevesleri için alkışlıyor, onları yüreklendirmeye çalışıyoruz. Fakat birçok şirket, artık giriş seviyesinin çok üzerinde kurumsal sorumluluk yaklaşımları izliyor. Uluslararası tedarik zincirleri, standartlar ve kuruluşlar, Türkiye’deki firmalardan giriş seviyesindeki sorumluluk uygulamalarının çok daha ötesinde bakış açıları geliştirmelerini bekliyor.

“Sorumlu Kurum”, Türkiye’nin hızla gelişen kurumsal sorumluluk gündemine eleştirel bir bakış sunmayı amaçlıyor. Türkiye’de kurumsal sorumluluk ile ilgili konular hakkında çalışan şirketlerin etkinliklerini ve yayınladıkları kurumsal sorumluluk raporlarını olumlu ve olumsuz yönde eleştirmeyi,  konu ile ilgili genel okur-yazarlığı artırmayı, soru sormayı ve ilham vermeyi amaçlıyor.

[1] Commission Green Paper (2001) “Promoting a European Framework for Corporate Social Responsibility”.

[2] Stengel, Richard, Caplan, Jeremy (2009) “The Responsibility Revolution”, Time, Vol:174, Issue: 11.