Bacasız Sanayimizin KSS Çıkmazları*

turkey-tourism

Her yıl Türkiye’de Temmuz ve Ağustos ayları turizm sektörü açısından ‘yüksek kırmızı dönem’ olarak adlandırılıyor. Hava sıcaklığının zirvede olduğu bu dönemde turistler tatil beldelerine akın ediyor ve işletmeler en yüksek fiyatlarını uyguluyor. Çalışanlar bir yıl boyunca hayalini kurdukları, sistemin bize ayırdığı en büyük “boş zaman” dilimini nasıl geçireceklerini büyük bir heyecanla kurguluyorlar.

Türkiye 50 yıldan fazladır turizm potansiyeline oldukça güveniyor. Bir yarım ada olan coğrafyası uzun ve eşsiz sahiller sunan, üzerinde barındırdığı medeniyetlerin binlerce yıllık mirasına sahip olan; ayrıca kaplıca turizmi, inanç turizmi, eko-turizm ve kongre turizmi gibi alternatif turizm biçimleri de sunabilen Türkiye, bacasız sanayisine bu kadar güvenmekte haksız da değil. Öte yandan ulaşım sektörüne ve Türkiye’nin genel tanıtımına yapılan yatırımlar da sektörün hacmini genişletmek için olumlu yönde etki ediyor. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre Türkiye’ye giriş yapan toplam turist sayısında görülen artış, Türkiye’nin turizm potansiyelindeki ivmeyi açıkça gösteriyor. Buna göre 2001 yılında ülkeye giren toplam turist sayısı (yurt dışında yaşayan vatandaşlar ve Türkiye’ye çeşitli nedenlerden giriş yapan herkes dâhil olmak üzere) 11.619.909 iken, 2005 yılında bu sayı 21.124.886’ya ulaşarak iki katına çıkıyor. Geçen yıl (2009) ise 27.077.114 turist ile Türkiye yükselen grafiğini devam ettirdiğini gösteriyor.

Öte yandan bu olumlu verilere rağmen turizm sektörü sıkıntılarından kurtulamıyor. Haberlerde bol bol izlediğimiz gibi hemen her olumsuz gelişme nedense turizm sektörü adına bir tehdit olarak görülüyor. Türkiye’nin her politik hamlesi, meyve sebze fiyatlarındaki en küçük oynama, ithalat-ihracat dengesindeki sıkıntılar, Türkiye’nin dış ülkeler nazarındaki itibarında oluşabilecek en küçük kuşku gibi etkenler doğrudan ülkemiz turizm sektörü açısından büyük yıkım olarak değerlendiriliyor.

Acaba Türkiye, turizm sektörünün küresel anlamda büyük oyuncularıyla aynı ligde bulunmak isteyip, bacasız sanayiye büyük umutlar bağladığı hâlde turizm sektörünün her havadan nem kapmayacak bir yapıya kavuşması için yeterli sorumluluğu gösterebiliyor mu?

Ülkemize gelen yabancı turistler ne yazık ki istediğimiz nitelikte turistler olamıyor. Türkiye’yi sadece deniz kenarında bulunan otellerden ibaret düşünen, otelinden dışarıya çıkmak istemeyen, Türkiye’nin tarihi ve kültürel özellikleri hakkında en ufak bir heyecan duymayan ‘güneşlenmeci turist’ tipi her geçen yıl çoğalıyor. Hemen belirtmek gerekir ki sadece yabancı değil, yerli turistler de ‘güneşlenmeci’ kategorisinde değerlendirilebilir. Güneşlenmeci turistler Türkiye’de özellikle kırmızı ve yüksek kırmızı dönemlerde bulunmaktan keyif alıyorlar. Bu tipe bel bağlayan sektör, yazın aniden şişiyor ancak yatırımcılar sektörün daha uzun süre ayakta durmasını istiyor. Dolayısıyla güneşlenmeci turistler turizm sezonunun asıl belirleyicileri olarak, bacasız sanayimizi kendilerine (mevsime) bağlı hale getiriyor. Dolayısıyla hem sezondan daha fazla yararlanmak isteyen, hem de sezon hiç bitmesin diyen turizm işletmecileri fiyatlarla sık sık oynayarak arz-talep dengesinde yapay bozulmalar meydana getirebiliyor.

Güneşlenmeci turiste bel bağlamış, mevsime göre bir şişip bir incelen bacasız sanayimiz, sektörün dalgalı hacmiyle baş edebilmenin en önemli yolunu mevsimlik turizm işçileri yaratmakta buluyor. Sadece yaz aylarında istihdam edilen bu işçiler, turizm sektöründe çalışan toplam işçi miktarının büyük bir bölümünü oluşturuyor. Öte yandan bu işçiler genellikle tamamen ya da kısmen kayıtsız olmalarının yanı sıra, hem çalışma saatleri, hem de sosyal güvenlikleri açısından olumsuz koşullarda istihdam ediliyorlar. Diğer bir söylemle Türkiye coğrafyasının güney kesiminde var olan mevsimlik tarım işçilerine benzer bir şekilde, istikrarsız turizm sektörümüz ‘mevsimlik turizm işçileri’ olgusunu doğurdu ve büyütmeye devam ediyor.

Dolayısıyla Türkiye turizm sektöründen beklentilerini, ülke ekonomisinin geneline yönelik artı değer üretebilmek için gerçekleştiremiyor. Sezona bağımlı işleyen sektörün kazanımları, kayıt dışı ekonomik ilişkiler içerisinde eriyor. Dolayısıyla bu çarpık sektörün geneli için kurumsal sorumluluktan bahsetmek pek mümkün olamıyor.

Sezonda çalıştırdığı işçilerin büyük bölümünü kayıt dışı ilişkilerle istihdam eden, kayıtlı işçilerini ise fazla çalışma saatleri ve uygun olmayan çalışma koşullarıyla işçi haklarından yoksunlaştıran sektörün büyük bölümünün Küresel İlkeler Sözleşmesini imzalayabileceğini düşünebiliyor musunuz?

Güneşlenmeci turiste daha pırıltılı görünmek adına her yere verimsiz klimalar yerleştiren, açık büfe ikramlarından oda temizliğine kadar sunduğu hizmetlerin çoğunda gereksiz atık üretmekten ve enerji tüketmekten zevk alan otellerin kaç tanesi çevreyi korumaya odaklandığını gösteren bir sertifikayı almak için heveslenir?

Sosyal sorumluluk kampanyaları çerçevesinde yeniden düzenlenen tarihi alanların, doğal güzelliklerin ve diğer kültürel merkezlerin destekçileri arasında hangi turizm şirketlerinin, büyük otellerin, büyük plaj kulüplerinin veya ulaşım şirketlerinin adını görüyorsunuz?

Eğer fikri mülkiyet haklarını korumakla yükümlü kanunlar ülkemizde daha fazla genişler ve bu konu hakkında yaptırımlar artarsa, güneşlenmeci turiste sektörün sunduğu en önemli ürün gruplarının başında gelen –çok kullanılan yeni Türkçe argo tabiriyle- ünlü markaların ‘çakmaları’ satılamazsa, güneşlenmeci turisti başka hangi ürünler cezbedebilir?

Türkiye turizm sektörünü ülke ekonomisi için sürdürülebilir ve belirgin bir sacayağına dönüştürmek istiyorsa, bu sektörün genel iş ahlâkı hakkındaki ezberini bozması gerekiyor. İşletmecilerin turiste herhangi bir şeyi en yüksek fiyattan satmak yerine, Türkiye’ye özgün bir hizmeti veya servisi hesap verebilir bir şekilde sunması; turizm işçilerinin işçi haklarının dile getirilmesi ve doğal kaynakları yerine getirilemeyecek şekilde kullanan işletmelerin çevre duyarlılıklarının artırılması gerekiyor. Güneşlenmeci turist yerine, sadece deniz kenarı tatilinden değil, müzelerden, şehir çarşılarından, yöre mutfağından ve doğal güzelliklerden de hoşlanan ‘meraklı turist’lerin hedeflenmesi gerekiyor. Tüm bunların sağlanmasının yolu ise turizm sektöründe kurumsal sorumluluğun tanıtılması ve özendirilmesinden geçiyor.

*Bu yazı KSS Türkiye Dergisinin Mart-Nisan 2012 sayısında yayımlandı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.