Çevre Dostu Dolmuşlara Daha Çok mu Yol Var? (EKOIQ 63. SAYI)

İstanbul’da 1930’lu yıllarda ticaretle uğraşan Musevi bir vatandaş varmış. Bu kişi her gün evden işe, işten eve giderken Aşçı Halit’in kullandığı taksiye binermiş. Gel zaman git zaman petrol fiyatları artmış, hayatın pahalılaşmış, ticaret azalmış. Musevi vatandaş kazandığı parayı harcamalarına yetiştireme olmuş. Bunun üzerine Musevi tüccar, Aşçı Halit’ “Artık tek başıma taksi ücretini karşılayamaz oldum. Bundan taksiye tek başıma binmeme imkan yok. Lakin kabul edersen bir fikrim var.  Aynı yerde oturan ve komşu dükkanlarda çalıştığımız 4-5 kişi daha biliyorum. Her gün hepimiz senin arabana binmeye devam edelim. Saat ücreti (o zamanlar taksimetre olmadığı için, mesafeler taksinin yolda harcadığı zaman üzerinden ücretlendirilmiş) ne kadar tutarsa biz sana 20 kuruş daha fazlasını verelim” demiş. Aşçı Halit düşünmüş taşınmış, Musevi tüccarın önerisini kabul etmeye karar vermiş.

Yukarıdaki hikaye İstanbul’daki ilk dolmuşun ortaya çıkış hikayesi olarak kabul edilir. Olay 1930’lu yıllarda yaşanmış olmasına rağmen dolmuşun resmileşmesi ancak 1950’lerde mümkün olabilmişti. İstanbul’un ilk dolmuş hattı Taksim-Karaköy arasında, Ankara’da ise Ulus-Yenişehir arasında işliyordu. Yıllar geçip şehirler büyüdükçe dolmuş güzergahları da çoğalıp çeşitlenmeye devam etti.

Dolmuş sözcüğüne ilk defa 1901’de Şemseddin Sami tarafından yazılan meşhur Kamus-ı Türk’i’de rastlanır. O zamanlar dolmuş, iskelede doluncaya kadar bekleyen, dolunca hareket eden, ücret karşılığı yolcu taşıyan kayık anlamına geliyormuş. Yani ilk dolmuşlar deniz yolunu kullanıyorlarmış.

Dolmuşun ortaya çıkması aslında hızla gelişen ve kalabalıklaşan kentlerin yeterince yönetilememesi sorunu ile bağlantılıdır. Gelişmekte olan ülkelerde şehir plancılığı kalabalıklaşan kentlerin gerçekliğine yetişemediğinde ulaşımda aksamalar görülür. Yerel yönetimler kentin yeni yerleşim alanları ile şehir merkezi arasındaki ulaşımı sağlayacak çalışmaları yapmakta gecikirler. Tüm bu süre içerisinde ise dolmuş hatları çoktan çalışmaya başlar.

Aslında dolmuş ve gecekondu olgularını ortaya çıkaran sebepler aynıdır. İlhan Tekeli ve Tarık Okyay’ın 1981 yılında yayınladıkları çok değerli bir çalışma olan “Dolmuşun Öyküsü” isimli kitap, dolmuşa ilişkin diğer pek çok konunun yanı sıra dolmuşun neden gecekondu gibi büyük bir sorun olarak algılanmadığına da değinir. Yazarlara göre gecekonduların türemesi orta sınıfı rahatsız eden bir gelişmedir. Oysa dolmuş, doğrudan orta sınıfın hayatına dahil olarak ulaşım sorununa ilişkin bir çözüm olarak görüldü. Hatta otobüsten daha pahalı olduğu için dolmuşa binebilmek orta sınıf için ayrıştırıcı bir özellik haline geldi.

Dolmuşlar şirketler tarafından değil, bireysel girişimciler tarafından idare edilir. Dolayısıyla dolmuş sürücüsü kullandığı aracı belediye otobüsü sürücüsüne göre çok daha fazla sahiplenir. Böylece dolmuşlar süslenir, içeride sürücüsünün zevkini yansıtan şarkılar çalar, araçların muhtelif yerlerine yine sürücünün dünya görüşünü belirten yazılar yazılır. Böylece ülkemizde bir dolmuş kültürü oluşmuştur. Dolmuş içerisinde yaşananlar ve dolmuşçuların hayatları pek çok kitap ve filme konu olmuştur. Günümüz komedyenleri de sıklıkla dolmuş yaşantısına değinirler.

dolmuş2Dolmuşun Türkiye’ye özgü bir ulaşım aracı olduğunu düşünenler vardır. Oysa dolmuş taşımacılığı literatürde ‘paratransit’ toplu taşımacılık kategorisinde değerlendiriliyor. Paratransit taşımacılık otobüsten daha pahalı, fakat çok daha hızlı ve esnek; özel taksiden ise daha ucuz tüm ulaşım biçimlerini nitelendiren bir terim olarak kullanılıyor. Henüz temel şehir planını oturtamamış, halen gelişmekte olan şehirlerde otobüslerin hantallığı karşısında, paratransit sistemler yolculara esneklik, hız ve rahatlık sunuyor; üstelik tüm bunlar hala taksiye göre çok daha düşük ücretlerle sağlanıyor. Ayrıca aynı ülkemizde olduğu gibi, dolmuş benzeri ulaşım araçları bulundukları ülkelerde de özel bir kültür geliştirebiliyor. Meksika’daki ‘pesero’lar, Rusya ve Baltık ülkelerinde görülen ‘marşrutka’lar, Tanzanya ‘dala dala’sı, Filipinler’in aşırı süslü ‘jeepney’leri veya Kenya’daki ‘matatu’lar gibi, dünya üzerinde dolmuş benzeri pek çok örnek bulunabiliyor.

Türkiye’nin her yerinde görülebilen dolmuşların aralarında farklılıklar bulunabiliyor. Örneğin bazı dolmuşlar dolduklarında, bazıları zamanları geldiğinde harekete geçiyor. Bazı dolmuşlarda öğrenci indirimi var, bazılarında yok. Dolmuşlara ödenecek ücret önceden belirlenebileceği gibi, gidilen mesafeye göre değişen ücret alan dolmuşlar da var. Pek çok dolmuş güzergahı boyunca yolcu indirip bindirmek için herhangi bir yerde durabiliyor, fakat bazı ‘ekspres’ dolmuşlar, sadece iki durak arasında çalışıyor.

Bu çeşitlilikten de anlaşılacağı üzere dolmuşlar farklı amaçlara kolaylıkla uyum sağlayabilen, esnek çözüm önerileri geliştiren yapısını hala koruyor. Hatta bu uyum sağlama yeteneği siyaseti dahi kapsıyor. İlhan Tekeli ve Tarık Okyay, “Dolmuşun Öyküsü” isimli kitaplarında farklı hükümetlerin konuyla ilgili tutumlarını da ele alıyor. Dolmuşların tamamen kaldırılıp, belediyeye bağlı minibüsler olarak çalıştırılmaları pek çok kez gündeme geliyor; fakat dolmuş güzergahları tam tersine çeşitlenmeye ve sayıları artmaya devam ediyor.

Dolmuşla ilgili tartışmalar nihayetinde bize ‘dolmuş bir çözüm mü, yoksa sorun mu?’ sorusunu sorduruyor. Bir anda her yere metro hattı döşememiz mümkün olmadığına göre, galiba dolmuşun her şeyden önce Türkiye için bir zorunluluk olduğunu kabul etmemiz lazım. Öyle görünüyor ki dolmuş, önceki zamanlarda yerel yönetim sorunlarına karşı geliştirilmiş yenilikçi bir çözümdü. Fakat yıllar ilerledikçe yasallaştı ve kurumsallaştı. Artık dolmuşlar özel mevzuatlarla yönetiliyor ve araç üreticileri doğrudan dolmuş amacıyla kullanılması için modeller geliştiriyor. Diğer yandan özellikle büyük şehirlerde hat sayıları ve plakaları sınırlandırılmış olan dolmuşçuluk işine ancak ciddi miktarlarda parası olanlar girilebiliyor. İstanbul’da Kadıköy-Bostancı hattının değerinin 2 milyon TL, Ankara’da Keçiören-OSTİM hattının 2,5 milyon TL olduğu gazete haberlerine yansıyor.

Sürdürülebilir kentler ideali elbette sürdürülebilir bir toplu taşıma sistemi kurmakla mümkün olabilir. Bu noktada zamanında bir ‘çözüm’ olan dolmuşların belirli konularda ‘sorun’ olmaya başladıklarını görüyoruz.

Büyük kentlerde ulaşım süreçlerinden kaynaklanan başlıca sorunlar çevreyle ilgilidir. Motorlu araçların fosil yakıt tüketiminin, hava kirliliğinin, yüksek karbon salınımının temel sorumluları olduğu biliniyor. Dolmuş olarak kullanılan araçlar ise fiziksel özellikleri bakımından zamanla değişmelerine daha teknolojik hale gelmelerine rağmen, maalesef dolmuşların çevreye ilişkin olumsuz etkilerinin azaltılması konusunda büyük yeniliklerle karşılaşamıyoruz. Daha çevre dostu yaklaşımlar dolmuş sahipleri tarafından sahiplenilmediği gibi, idari makamlar tarafından da dikkate alınmıyor. En azından dolmuşların daha çevreci motorlara sahip olması dahi henüz gündeme gelmedi.

Dolmuşçuluk, özellikle büyük kentlerde, büyük bir sektör haline gelmesine rağmen, iş sağlığı ve güvenliği açısından da yeterince sorgulanmıyor. Aynı anda yolcuların ödemelerini alan, yeni yolcular almak için kaldırımları gözleyen, inmek isteyen yolcular için kaldırıma yanaşan ve aracı kullanmayı sürdüren dolmuş sürücülerinin günlük iş yapma şekilleri olağan kabul edilmeye devam ediliyor. Sürücünün yanında yer alacak yardımcı bir personel veya teknolojik imkanlardan yararlanılarak geliştirilecek bir elektronik ödeme sistemi gibi çözümlere değinilmiyor.

Sürdürülebilir bir toplu ulaşım sisteminin talepleri karşılayabilmesi gerekiyor. Bu noktada dolmuşlar ilk bakışta tamamen talebe dayalı bir ulaşım çözümü olarak görülebilir. Dolmuşlar yeni yerleşim merkezlerinin ortaya çıkmasına, kalabalıklaşan veya seyrekleşen saatlere göre seferlerini düzenlerler ve yolcuların isteklerine yanıt verirler. Fakat dolmuşların talepleri karşılaması son kertede yapılacak seferin maliyeti kurtarmasına bağlıdır. Dolayısıyla dolmuştan en iyi şekilde yararlanmak için dolmuş hatlarının işler olduğu zamanları bilmek gerekir. Çalışma saatleri farklı olan kişiler veya bir noktadan diğerine kalabalık yolcu gruplarının seyahat ettiği zamanların dışında ulaşmak isteyen kişiler dolmuştan yeterince faydalanamaz. Bir de üzerine dolmuş güzergahında çalışan alternatif bir ulaşım aracı yoksa, yolcular toplu taşıma sisteminden tümüyle mahrum edilmiş olur. Oysa sürdürülebilir ulaşımın toplumsal boyutu, sadece en yoğun zamanlarda yolculuk yapan kitlelerin değil, mümkün olan en geniş zaman yelpazesini kapsayarak herkesin toplu taşıma sisteminden faydalanabilmesini amaçlamalıdır.

Sürdürülebilir bir toplu taşıma sistemi, yolcuların fiziksel özelliklerine de uyum sağlayabilmelidir. Fakat maalesef birbirinden çok farklı araç tiplerinden oluşabilen ve genellikle yüksek basamaklarla erişilen dolmuşlar yaşlıların, çocukların ve engeli bireylerin kolaylıkla kullanabileceği şekilde tasarlanmamıştır.

Sürdürülebilir kentler oluşturmak için toplu taşıma sisteminin bir bütünlük içerisinde ele alınması, her bireyin mümkün olabilecek en iyi şekilde toplu taşımadan yararlanabilmesine imkan verilmesi ve sistemin sosyal-çevresel etkilerinin önemsenmesi gerekir. Bu nedenle ülkemizdeki dolmuş sistemini sürdürülebilirlik kavramının öncelikleriyle yeniden ele almak gerekiyor.