Etik Tüketici Efsanesi: İttihat Terakki Boykotlarından Sorumluluk Devrimine

Küreselleşme her şeyden çok dünya üzerindeki herkesin aynı pazarda yer almasıdır ve herkesin bu pazarın mecburi müşterileri – tüketicileri haline gelmesidir. Tüketim çağında yaşıyor olduğumuz için pek belli etmiyoruz ama belki de çok mutluyuz. Çünkü her şeye fiyatını ödediğimiz takdirde ulaşabiliyoruz. Yeter ki bir ürün veya hizmete ilgi duyalım, teknoloji ve imkanlar arzuladığımız hedef ile bizi kavuşturmak için tüm becerisini ortaya koyuyor. Fakat imkanlar çoğalıp kolaylaştıkça, tatmin azalıyor. Tüketim çağında yaşıyor olmanın hızı çoğu zaman bize fazla geliyor. Günlük hayatımızda herhangi bir reklama maruz kalmadığımız zaman yok denecek kadar az. Kişiliğimize göre mi tüketiyoruz, yoksa tükettiklerimiz mi kişiliğimizi oluşturuyor bilemiyoruz. Çağımızın hızı bize eskiyi özletiyor. Eskiden öyle her zaman alınamayacak kadar pahalı olan muzun tadı yeni muzlara benzemiyor sanki. Şimdi otuzlu yaşlarında ve daha yaşlı olanların çocukken sahip oldukları nadir bir iki oyuncağın tadını, oyuncak havuzları içinde yüzen zamane çocuklarının bilemediği düşünülüyor. Sonra bu yoğun nostalji duygusu da bir tüketim konusu haline geliyor. Nostalji şarkıları yorumlayarak kendisine kariyer elde edebilen şarkıcılar var çağımızda. Eski usul yaşamları göstermeye yönelik turistik etkinlikler var. Önünde eski kasetlerin resmi olan kazaklar satılıyor mesela. Yani ‘özlem’ bile bir satış aracı.

Tüketim çağının bireyleri kimliksizleştirdiğinden, etrafımızda ciddi bir anlam kaybı yaşandığından veya dünya bu hızla döndüğü takdirde hepimizin mecburi bir mutsuzluğa mahkum olacağından bahsedildiğini söylemek mümkün. Peki acaba tüketim eyleminin toplumsal hayatımızın merkezinde yer aldığı bu çağ için hiç olumlu bir yorumda bulunamaz mıyız?

‘Sorumlululuk Devrimi’ kavramını sahiplenenlere göre bireyler nihayet nihai tüketiciler olarak tüm ipleri ellerinde tutuyorlar ve bu dünya için büyük bir şans. Şöyle düşünelim; siyasi olarak Türkiye’de ortalama her beş yılda bir meclisteki temsilcilerimizi ve yerel yöneticileri seçmek için oy verme hakkımız var. Eğer bir de meclis lütfeder ve vatandaşlara bir başka konu hakkında yorumlarını sorarsa (referandum) demek ki beş yılda bir 3 farklı konu için seçimde bulunuyoruz.

greenshoppingPeki ya tüketici olarak kaç kere seçimde bulunduğumuzu düşündünüz mü? Her gün büyük ihtimalle bir alışveriş eylemi gerçekleştiriyoruz. Niye fiyatı aynı olan iki veya daha çok ürün varken son aldığınız ürünü seçtiniz? Daha kaliteli olduğu için mi? Üreticilerini kendinize dünya görüşü olarak daha yakın gördüğünüz için mi? Yoksa bu sefer bir yenilik yapıp hiç denemediğiniz bir ürüne şans vermek mi istediniz? Sebebi her ne olursa olsun, aslında tüketiciler olarak alacağımız ürün ve hizmetleri belirlerken her seferinde bir seçimde bulunuyoruz. Kimi üreticileri ödüllendirirken, diğerlerini cezalandırıyoruz. Siyasi olarak seçimlerimizi 5 yılda 3 kere ifade edebilirken, tüketici olarak her hafta onlarca kez seçimimizi ortaya koyuyoruz.

Küreselleşen dünyada şirketlerin çıkarlarının devletlerin çıkarlarına baskın geldiğini göz önünde bulundurursak şirketler tarafından pazara sunulan ürün ve hizmetlere yönelik seçimlerimizin çağımızdaki önemini daha da iyi fark edebiliriz. Time Dergisi’nde yayınlanan makalelerinde bu konuya değinen Stengel ve Kaplan, tüketicilerin paralarını ideallerine göre harcama eğiliminde olduklarını, bu durumun ‘sorumluluk devrimi’ olarak adlandırabileceklerini yazmışlardı.

Elbette tüketim çağının bu anlamda bir devrime sebep olabilmesi için tüketicilerin yüksek bir bilinç düzeyine ulaşmaları gerekiyor. Satın alınan ürünün çevresel ve toplumsal etkilerini takip edebilmek farklı bir tür ‘okuryazarlık’ gerektiriyor.

Aslında bu fikirler, Türkiye için dahi, çok yeni sayılmaz. Tüketicilerin bir toplumsal harekete sebep olabileceğini Türkiye’de ilk fark edenler belki de İttihat ve Terakki Cemiyeti (İTC) idi.

İTC ARMAÜlkemiz topraklarında ilk bilinçli tüketici tepkisi (boykot) günümüzde olduğu gibi çevresel veya toplumsal sorunlara yönelik değil, uluslararası siyasete ilişkin bir hareket olarak şekillenmişti. Avusturya’nın 1908’de Bosna-Hersek topraklarını ilhak ettiğini açıklamasıyla Osmanlı İmparatorluğu’nun gücü daha da zayıflamış oluyordu. Bunun üzerine İTC İstanbul’da Avusturya aleyhine gösteriler düzenlemeye başladı. Avusturya yapımı ürünler parçalandı. Ayrıca Avusturya mallarını taşıyan kıyılara yaklaştırılmıyor, İTC’ye yakın gazeteler bu hareketleri destekleyen yayınlar yapıyordu.

Bir yıl sonra, İzmir’de bir ‘Boykotaj Cemiyeti’ kurulmuştu. İTC’nin desteğiyle hareket eden Boyokotaj Cemiyeti’nin hedefinde ise Yunanlılar vardı. İzmir’de faaliyet gösteren Yunanlı tüccarların mağazaları yağmalandı. Osmanlı Rum vatandaşlarının zarar görmemesi için uyarılar yapıldı, fakat büyük ihtimalle tüm gayrimüslim vatandaşlar bu hareketlerden zarar görmüşlerdi.

Trablusgarp’ın işgalinden sonra 1911’de bu sefer İtalya boykotu başladı. Bu boykotlar hem hükümetin hem İTC’nin desteği ile I. Dünya Savaşı’na kadar sürdü, fakat büyük savaş öncesinde yabancı ülkelerin tepkisini çekmek istemeyen hükümet kanalıyla boykotlar sona erdi. Fakat halen Türkiye’de uluslararası siyasete bağlı olarak çeşitli ülkelerin ürünlerinin boykot edilmesiyle karşılaşabiliyoruz.

Fakat günümüzün etik tüketicisi artık ürünleri sadece siyasi ideolojilere göre değil, çevresel, sosyal ve kurumsal sorumluluk eksenlerine göre seçiyor. Diğer yandan piyasada alışveriş yaparken kendimizi daha ‘masum’ ve ‘etik’ hissedebileceğimiz pek çok ürün var. Örneğin eko etiketi olan bir ürünün çevreye daha az zarar verdiğini düşünüyoruz veya aldığımız çikolatanın ‘fair trade’ sertifikası bize o çikolatanın tedarik sürecinin ‘etik’ olduğunu söylüyor. Ayrıca KSS raporları sayesinde pek çok şirketin kurumsal sorumluluk alanında neler yaptığını ölçülebilir verilerle öğrenmek oldukça kolay.

Her geçen gün ‘etik’ alışveriş yapan kişilerin sayısı artıyor. Martha Starr ABD’de 1500 kişinin katılımıyla gerçekleştirdiği araştırmasında etik alışveriş yapan kişilerin ortak özelliklerini saptamış. Bu çalışmaya göre etik alışveriş daha çok kadınlar tarafından yapılıyor. Eğitim seviyesi arttıkça etik alışveriş yapma olasılığı da artıyor. İlginç bir şekilde kişiler ne kadar dindar olurlarsa, etik ürünlere duydukları ilgi o kadar az oluyor. Oysa dini inançların etik davranışları teşvik edeceği beklenebilirdi. Demek ki evdeki ‘inanç’ çarşıya uymuyor.

eth consOrtalama bir tüketiciye etik alışverişin önemini anlatır ve bu kişiye ileride etik bir ürün veya hizmet almayı düşünür müydünüz, diye sorarsak büyük ihtimalle olumlu bir yanıt alırız. Ancak maalesef etik ürünler hakkında olumlu düşünen pek çok kişi, alışverişleri sırasında bu düşüncelerini davranışa dönüştürmekten kaçınıyor. Yani tüketiciler, etik alışverişe ilgi duyduklarını ifade etseler de, bir şekilde çarşı da bu ürünleri almaktan vaz geçiyorlar. Kurumsal sorumluluk literatüründe bu durum, ‘davranış-niyet uyumsuzluğu’ olarak adlandırılıyor.

Peki tüketiciler nasıl oluyor da daha önce aldıkları kararlardan çarşıda alışveriş yaparken sapıyorlar? Yanıt çok zor değil, bir şekilde bahane üreterek veya teorik olarak ifade edersek nötrleyerek. Nötrleme, daha önce belli bir anlayışa göre alınan bir kararın zaman, mekan veya sosyal durumlara bağlı olarak uygulanmaması veya yumuşatılması anlamına geliyor.

Günümüzde Sykes ve Matza’nın nötrleme yöntemlerini 5 ana başlık altında topladıkları çalışmaları, sapkınlık sosyolojisinin klasik çalışmaları arasında yer alır. Bu çalışmada sözü edilen nötrleme yöntemlerini, etik tüketici açısından aşağıdaki gibi yorumlayabiliriz:

Nötrleme Yöntemi Tüketicinin etik davranmama mazereti
Sorumluluk inkarı Tüketici kendi davranışlarının herhangi bir değişime sebep olacağını düşünmez
Zarar verme inkarı Tüketici davranışının herhangi bir kişiye zarar vermediği için kabul edilebileceğini düşünür
Mağduriyet inkarı Tüketici etik davranmadığını bilse dahi, bu davranışından zarar görecek kişilerin bu durumu hak ettiklerini düşünür
Ayıp edenleri ayıplama Tüketiciye göre var olan etik sorunların ortaya çıkmasına sebep olan başka kişiler vardır, ayıplanması gereken onlardır
Büyük amaçlara başvurma Tüketici etik olmayan davranışlarını ‘aile bütçesine zarar vermemek’ gibi büyük amaçlara bağlı olarak nötralize eder

Niyetlerin davranışlara dönüşmesini engelleyen bu davranışların yanı sıra elbette fiyat etkenini de göz önünde bulundurmamız gerekir. Doğaya zarar vermeden veya işçi haklarına saygı duyarak tedarik edildiği ifade edilen ürünler halen emsallerinden daha pahalı durumdadır. Dolayısıyla evdeki hesabın çarşıya uyması için etik idealler kolaylıkla bir yana itilebilir.

Şimdilik tüketicilerin etik bireyler olarak bir ‘sorumluluk devrimi’ gerçekleştirebilmeleri biraz zar görünüyor. Maalesef etik tüketici henüz sadece belirli şehirlerde, belirli sektörlerin sağlayabileceği kısıtlı ‘günah çıkarma’ alanlarıyla yetinmek durumunda. Fakat geleceği kim bilebilir? Eğer etik tüketim ileride modern pazarlama yönetimlerinin ana konusu olmayı başarabilir ve bizler ahlaklı olmayı sadece kişilerarası ilişkilerimizde değil, çarşıdaki alışverişimizde de önemsemeye başlarsak belki de…

 

 

Kaynaklar:

Carrington, Michal J., Neville, Benjamin A., Whitmall, Gregory J. (2010) “Why Ethical Consumers Don’t Walk Their Talk: Towards a Framework for Understanding the Gap Between the Ethical Purchase Intentions and Actual Buying Behaviors of Ethically Minded Consumers”, Journal of Business Ethics, Vol: 97.

Chatzidakis, Andreas., Hibbert, Sally., Smith, Andrew P. (2007). “Why People Don’t Take Their Concerns About Fair Trade to the Supermarket: The Role of Neutralization”, Journal of Business Ethics. Vol: 74.

Sacit Kutlu (2012) “İttihat ve Terakki Cemiyeti ve Esnaf Örgütleri”, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Esnaf ve Ticaret. Derleyen: Farmagül Demirel. Tarih Vakfı Yayınları. İstanbul.

Starr, Martha A. (2009). “The Social Economics of Ethical Consumption: Theoretical Considerations and Empirical Evidence”. The Journal of Socio Economics. Vol: 38.

Stengel, Richard. Caplan, Jeremy. (2009) “The Responsibility Revolution”. Time Vol: 174. Issue: 11.

Sykes, G. M., Matza, D. (1957). “Techniques of Neutralization: A Theory of Delinquency”. American Sociological Review. Vol: 22.

 

Görseller:
www.ethicalconsumer.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.