Hayvanları Şirketler de Unutuyor (EKOIQ 51. Sayı)

İngiltere’de yayınlanan Daily Mail gazetesindeki bir habere göre, her beş kadından birisi köpek besleyen erkekleri oldukça çekici buluyorken, gösterişli ara­balara binenler kadınların sadece %6’lık küçük bir kesimi tarafından “alımlı” bulunuyor. Maaşı yüksek olmak, pahalı ve tasarım giysiler giy­mek veya büyük bir evde oturmak gibi etkenlerin hiçbiri köpek besle­mek kadar cazibeli bulunmuyor.

Elbette kendimizi daha çekici hale getirmek dışında hayvanlarla çok daha geniş kapsamlı bir ilişki içeri­sindeyiz. Ancak “çevre”, “ekoloji” veya “sürdürülebilirlik” gibi gittikçe daha çok toplumsal ilgiyi üzerine çeken kavramlar hakkında konuşur­ken hayvanları göz ardı ediyoruz. Doğal çevre denince akla hemen bitkiler, ırmaklar, kırlar, ormanlar geliyor fakat aslında hayvanların da ekosistemin içinde yer aldıkları ye­terince hatırlanmıyor.

Paydaş Olarak Hayvanlar

Hayvanları şirketler de unutuyor. Son 20 yılda kurumsal sorumlu­luk ile ilgili gelişmeler sayesinde, daha önce sadece hissedarları ve müşterileriyle ilgilenen şirketler, artık paydaş yaklaşımı sayesinde çevresel unsurları da iş yapma sü­reçlerinin içinde görmeye başladı­lar. Türkiye’de dahi pek çok şirket, nitelikli çevresel sorumluluk yak­laşımları geliştiriyor, çevreyle ilgi­li konularda daha şeffaf ve hesap verebilir olmaya çalışıyor. Ancak yine de hayvanlara ilişkin konular, şirketlerin çevresel sorumlulukları kapsamında yeterince ele alınmıyor.

hayvanları sevmeyen.JPG7

Kurumsal sorumluluk uygulamala­rında “paydaş kuramı” büyük önem arz ediyor. Edward Freeman’ın kla­sik tanımını yinelemek gerekirse, şirketin işleyişinden etkilenen ve iş­leyişi etkileyen tüm öğeler “paydaş” olarak adlandırılır. Bu tanımdan hareketle şirketlerin hayvanlarla paydaş ilişkisi içerisinde yer alabile­cekleri başlıca üç olasılık bulunur:

Ürün olarak yetiştirilen hayvan­lar ve işçi hayvanlar: Her tür hay­vansal gıda ürünü için yetiştirilen hayvanlar, araştırma ve deneylerde kullanılan hayvanlar, eğlence sektö­ründe kullanılan hayvanlar, koşum hayvanları ve görev köpekleri gibi hayvanlar işçi hayvanlar olarak ad­landırılırlar. Bu konuda, işçi hay­vanların kesimhanelerde, barınma koşullarında ve nakliyelerinde ge­reksiz acı çekmemeleri için “hayvan gönenci” (refahı) kavramını vurgu­lamak gerekir. Özellikle yoğunlaştı­rılmış hayvan sanayiine yönelik sü­reçlerde hayvanlara uygulanan kötü muameleler, hayvan gönenci savu­nucuları tarafından eleştiriliyor.

Kurumsal paydaş olarak hayvan­lar: Birçok şirket etkinliği, doğru­dan veya dolaylı olarak hayvan ya­şamı ile ilişkilidir. İnşaat faaliyetleri, sanayi üretimi, nakliye gibi birçok sektör hayvanların doğal yaşam alanlarını etkiliyor. Bu alana ilişkin kurumsal sorumluluk faaliyetleri, tehlike altındaki türlerin tespiti ve hayvanlara yönelik olumsuz/isten­meyen etkilerin en aza indirilme­sine yönelik gerçekleştiriliyor. Kü­resel Raporlama Girişimi (GRI), şirket faaliyetlerinden etkilenen ve sayıları azalan canlı türlerine özel olarak değiniyor. (https://www.glo­balreporting.org/resourcelibrary/ Turkish-G4-Part-One.pdf).

Hayırseverlik kapsamında hay­vanlar: Şirketler, kurumsal bütçe­leri veya çalışanlarının katkılarıyla hayvanlara yönelik hayırseverlik etkinlikleri geliştirebilirler. Sokak hayvanlarına gıda yardımı yapılması veya hayvan barınaklarına yapılan yardımlar gibi etkinlikler bu kapsa­ma girer.

Gıda ve Malzeme Yardımı Ağırlıkta

Kurumsal sosyal sorumluluk rapor­larına bakarak, Türkiye’deki şirket­lerin hayvanlarla kurdukları ilişkiyi inceleyebiliriz. Türkiye’den Küresel İlkeler Sözleşmesi’ni (Global Com­pact) imzalayan 302 kuruluş tarafın­dan, 2015 yılına kadar yayınlanan KSS raporlarında hayvanlara sade­ce 30 raporda yer verildiğini görü­yoruz. Bu raporların 23’ü şirketler, diğer 7’si de kâr amacı gütmeyen kuruluşlar tarafından yayınlanmış. Raporların içeriğine baktığımızda ise hayvanlara yönelik beyanların çoğunlukla hayırseverlikle ilgili ol­duğu anlaşılıyor. Kurumsal paydaş olarak hayvanlara daha az yer veri­lirken, işçi hayvanlara yönelik bilgi bulabilmek ise oldukça zor.

Türkiye’de kurumlar, hayvanlara yönelik sorumluluk faaliyetleri kap­samında, hayvan barınaklarına gıda ve malzeme yardımı yapıyor. Ku­rumsal sorumluluk raporlarından anlaşıldığı üzere, çalışma ortamla­rından artan yemekler barınaklara gönderiliyor veya çalışanlar hayvan barınaklarını ziyaret ederek “hay­vanseverliklerini” göstermiş oluyor­lar. Hayvan barınaklarına yardım eden kurumlardan biri de Türkiye Büyük Millet Meclisi. “Fazla Ye­mekler İhtiyaç Sahiplerine, Artık Yemekler Hayvan Barınaklarına” ismi verilen proje ile TBMM sosyal sorumluluk kapsamında bir de ödül kazanmış.

Kurumsal paydaş olarak hayvanlara yönelik Türkiye’de ele alınan ilginç bir sorumluluk projesi de leylekler­le ilgili. Leylekler, göç yollarında bulunan elektrik direklerine ve tel­lerine sıklıkla çarpıp büyük elektrik kesintilerine sebep olabiliyor. Ayrı­ca bu yüzden pek çok leylek ölü­yor. Bu olumsuz durumun önüne geçebilmek için Türkiye’de birçok elektrik dağıtım şirketi, leyleklere özel elektrik direği üretiyor. Bu özel direkler bir yandan leyleklere daha konforlu yuvalar sağlarken, diğer yandan leyleklerin elektrik ke­sintisine sebep olmalarının önüne geçiyor.

hayvanları sevmeyen.JPG6

Peki Ya Hayvan Gönenci?

Hayvanlarla ilgili veriler içeren ku­rumsal sorumluluk raporları, genel­likle eğitim kurumları, belediyeler ve asıl iş konusu hayvanlarla ilgili olmayan şirketler tarafından yayın­lanıyor. Peki, doğrudan hayvanlarla çalışan şirketler neler yapıyorlar?

Türkiye Fortune 500 listesinde yer alan “tarımsal, tahıl, et, süt ve su ürünleri” kategorisinde yer alan 19 büyük şirketin (http://www.fortu­neturkey.com/fortune500-2013) internet sitesinden anlaşıldığı ka­darıyla, bu şirketler kurumsal so­rumluluk faaliyetleri kapsamında genellikle okul yaptırıyorlar veya eğitime destek oluyorlar. Et üretimi yapan firmalarda üretim ortamının hijyenik olmasına özel bir vurgu yapılıyor fakat hayvan gönencine ilişkin herhangi bir bilgilendirmeye rastlanmıyor.

hayvanları sevmeyen.JPG5

Yapılan bir çalışma da, Türk halkı­nın “Hayvanları seviyor musunuz?” sorusuna %87,8 oranında “Evet” de­diğini gösteriyor. Ayrıca Türkiye’de hayvanların uygun koşullarda yetiş­tirilmediğini düşünen ve bu konuda kaygılanan kişilerin sayısı giderek artıyor. Kamuoyu, hayvan gönencine yönelik gelişim kaydedilmesini umut ediyor. Fakat şirketlerin, özellikle de işçi hayvanlar çalıştıran kuruluşların, hayvan gönencine ilişkin kamuoyuy­la herhangi bir bilgi paylaşmamaları, hem toplumun bu konu hakkındaki bilgisizliğini, hem de şirketlerin ka­muoyunu bu konu hakkında bilgilen­dirmek konusunda çok hevesli olma­dığını ortaya koyuyor.

Hayvan gönenci, “çiftlik, pet, arka­daş, egzotik, laboratuvar ve vahşi hayvanların bakım, beslenme, ba­rındırma, yetiştirme, nakliye, kesim, tedavi ve bilimsel araştırmalarda kullanım sırasında ağrı, acı ve ıs­tıraptan uzak, sağlık, mutluluk ve iyilik hallerinin sağlanması” olarak tanımlanıyor. Bu konu ile ilgili en yaygın eleştiriler dünyada en çok büyük fastfood üreticilerini hedef alıyor. Her geçen gün daha fazla kişi, şirketlerin hayvanlara nasıl davrandığını daha fazla sorguluyor.

Hayvan gönenci, mutlaka gıda sek­törüyle bağlantılı olmak zorunda da değil. Bilimsel araştırmalarda kullanılan hayvanlar, kozmetik, giyim ve evcil hayvan sektörü de hayvan gönenci ile yakından ilgili. Ulaşım sağlamak için yararlanılan hayvanların durumu da konu kap­samında değerlendiriliyor. Bu konu, zaman zaman Türkiye’de de işleni­yor; hatta Büyükada’da kullanılan faytonları çeken atların çektikleri çile geçtiğimiz yıllarda gazetelerde haber konusu edilmişti.

Türkiye’de hayvansal ürünlere iliş­kin en büyük toplumsal talebimiz, henüz sadece söz konusu ürünlerin hijyenik olması ile ilgili. Yediğimiz hayvansal gıdaların mikropsuz, has­talıksız ve temiz olmalarını önem­sediğimiz kadar, bu ürünlerin elde edildiği hayvanların acıdan uzak ve mutlu bir hayat sürüp sürmedikleri­ni önemsemiyoruz.

Pandalar Tamam; Peki Yanıbaşımızdaki İnekler?

hayvanları sevmeyen.JPG4

 

Genel olarak hayvanları düşününce çoğumuzun aklına evcil ve “sevim­li” hayvanlar geliyor. Gazetelerde sütünü içtiğimiz ineklerden daha çok, Çin’deki pandalar hakkında haberler var. Hayvansal gıda üreten onca firmanın kurumsal metinle­rinde bile “hayvan” sözcüğüne na­diren rastlanıyor. Sanki hayvansal ürünler gizemli bir şekilde bir anda ürün olarak karşımızda beliriyorlar. Hayvanların da içinde bulunduğu tedarik zincirlerinin ayrıntılarına ilişkin bilgi sağlanmıyor.

Kurumsal sorumluluk cephesi ka­muoyunun ilgisizliğine göre şekille­niyor. Toplum, şirketlerin hayvanla­ra karşı sorumluluklarını yeterince sorgulamadıkça, kurumsal sorum­luluk raporları sokak hayvanlarına yemek götürdüğü için kamuoyuna “iyi şirketler” olarak gözükmek iste­yen sığ içeriklerle doluyor.

Hayvanlarla profil fotoğrafı çektiği­mizde daha çekici göründüğümüze şüphe yok; fakat kolumuzdaki saa­tin kayışından ayakkabılarımıza, tü­kettiğimiz gıdalardan kullandığımız ilaçlara kadar hayvanlarla kurduğu­muz ilişkiyi yeniden gözden geçir­memiz, hayvanlara karşı kurumsal sorumluluğu daha kapsamlı ve dü­rüst bir şekilde yeniden ele almamız gerekiyor.

 

*Bu yazı ilk olarak EKOIQ Dergisinin 51. sayısında yayınlandı: http://ekoiq.com/hayvanlari-sevmeyen/)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.