Karbonsuzlaşacağız Ama Nasılını Şimdilik Bilemiyoruz (EKOIQ 53. Sayı)

Dünyanın en gelişmiş ekonomilerine sahip 6 ülke (ABD, Birleşik Krallık, Fransa, İtalya, Japonya ve Almanya) çoğunlukla ekonomiye ilişkin uluslararası meseleleri ele almak üzere ilk defa 1975’te Fransa’da toplandılar. Bir sonraki yıl aralarına Kanada da katıldı. Böylece her yıl yapılacak olan ve sonuçları merakla takip edilen G7 toplantıları başlamış oldu. Soğuk Savaşın sona ermesiyle birlikte G7, Rusya’yı da toplantılara davet etmişti. Böylece grubun adı G8 oldu. Fakat Rusya’nın Kırım’ı işgal etmesinden sonra G7 ülkeleri Rusya’yı dışarıda bırakmaya karar verdiler ve G8, tekrar G7’ye dönüştü.

Avrupa Birliği’nin katılımcı olarak kabul edildiği G7 ülkeleri küresel servetin yaklaşık %65’ini elinde tutuyor. Her yıl farklı bir üye ülkede düzenlenen G7 toplantılarının gündemi genellikle ekonomik ve siyasi krizler ile ilgili oluyor. Uluslararası bir kuruluş statüsünde olmayan G7, üye ve katılımcı ülkelerin bir araya geldiği resmi olmayan bir forum işlevi görüyor. Devletlerarası protokollerin uygulanmadığı, daha rahat bir ortamda gerçekleşen toplantılarda dünya gündemini meşgul eden konular hakkında, üye ülkelerin yöneticileri birbirleriyle yüz yüze görüşme imkanı buluyor. Ancak bu toplantıların amacı beraberinde birçok tartışmayı da getiriyor. Anti-G7ciler toplantılarda dünyanın ekonomik ve siyasi sorunlarına çare arandığını değil, üye ülkelerin kendi zenginliklerini artırmanın peşinde olduklarını düşünüyorlar. G7 ülkelerinin tüm dünyanın ekonomisine ve siyasetine yön çizmeye çalıştığını düşünenler uzun yıllardır toplantıları protesto ediyor. Bu amaçla 1999’da Seattle’da 50.000, 2005’te Edinburgh’ta 200.000 küreselleşme karşıtı protestocu bir araya gelmiş, protestocular ve güvenlik güçleri arasında kanlı çatışmalar baş göstermişti. Her toplantı sonrasında ortaya çıkan benzer olaylar basında geniş yer buluyor. Binlerce polis, tamamen kapatılan hava sahaları, plastik mermiler, biber gazları, barikatlar ve parmaklıklar artık G7 toplantılarının standart önlemleri olarak görülüyor.

file-04-1433432480035748900-550x300G7 protestocularının iki temel gündem maddesi var. Birincisi yoksulluğu tarihe gömmek, ikincisi ise ekonomik faaliyetlerin çevreye verdiği zararın önüne geçmek. Protestoculara göre G7 ülkeleri sahip oldukları güç ve etkiye rağmen, yoksulluğun ortadan kaldırılması ve çevreye verilen zararın engellenmesi gibi konularda üzerlerine düşeni yapmıyorlar.

G7 toplantılarının 41.si, geçtiğimiz ay Almanya’nın Bavyera bölgesinde düzenlendi. Toplantının ana gündem maddeleri ekonomik hedeflerden çok, yoksulluk ve çevreye ilişkin konulara odaklandı. Bu yılın ev sahibi olarak Almanya’nın belirlediği gündem maddeleri şunlardı:

  • Deniz kirliliğinin önlenmesi, denizcilik yönetimi ve kaynak verimliliği,
  • Antibiyotik direnci, ihmal ve yoksulluk sonucu ortaya çıkan hastalıklar ve ebola,
  • Perakende ve tedarik zinciri standartları,
  • Kendi geçimini sağlayan kadınların güçlendirilmesi ve kadınların mesleki eğitimi

Bu maddelere ek olarak 2014’te Roma’da başlatılan G7 Enerji Güvenliği için Enerji Girişimi ile ilgili görüşmelere devam edildi. Fakat bu gündem maddeleri dahi protestocuları ikna etmeye yetmedi. İki gün süren G7 toplantılarının düzenlendiği bölgeye binlerce protestocu ve onları durdurmaya çalışan 20.000 civarında polis geldi.

G7 toplantılarının en yankı bulan kararı ise üye ülkelerin ortak imzalarıyla yayınlanan karbonsuz ekonomi bildirisi oldu. Bildiri küresel ısınmanın en fazla 2°C sıcaklık artışı ile sınırlandırılmasını öngörüyor. Ayrıca 2010 yılına ait küresel sera gazı salınımının, 2050 yılında %40-70 düzeyinde düşürülmesi, bu yüzyılın sonunda ise ekonominin neden olduğu karbon salınımının tamamen ortadan kaldırılması ve havadaki karbon miktarının sanayileşme öncesindeki seviyelere düşürülmesi amaçlanıyor.

Bu iddialı bildiriye yönelik akla gelen ilk eleştiri, G7 ülkelerinin dünya karbon salınımının sadece %19’unu doğrudan kontrol etmesiyle ilgili. Dolayısıyla küresel ölçekte bir çevresel hedefi uygulayabilmek için daha geniş platformların harekete geçmesi gerekiyor. G7 bildirisi bu amaçla Birleşmiş Milletleri ve diğer uluslararası kuruluşları aynı hedefler için birlikte çalışmaya davet ediyor.

Aslında karbon salınımlarının ciddi oranda düşürülmesi hedefi G7 toplantılarında ilk kez ortaya çıkmadı. 2009’da düzenlenen G8 toplantısında üye ülkelerin karbon salınımlarının 2050’ye kadar en az %50, gelişmekte olan ülkelerin ise 1990’lardaki karbon salınım miktarlarının %80 düzeyinde düşürülmesi gerektiği amaç olarak belirlenmişti. Hedeflenen yüzdelik miktarlar değişse dahi, karbon alınımlarının ciddi oranda düşürülmesi ancak fosil yakıtlardan vazgeçilmesiyle mümkün. Fakat G7 bildirgesi karbonsuzlaştırma hedeflerine nasıl ulaşılacağı konusunda ayrıntılı bir yol haritası çizmediği gibi, kömür ve diğer fosil yakıtların kullanımının sona erdirilmesi için herhangi bir vaatte bulunmuyor. ABD’de yürütülen bazı kampanyalar, bu belirsizlik üzerinden doğrudan ABD Başkanı Obama’ya yüklenerek, G7 toplantılarında alınan kararlara uygun olarak ABD’de devam ettirilen fosil yakıtlarla ilişkili büyük ölçekli projelerin iptal edilmesini, bunların yerine yenilenebilir enerji projelerine ağırlık verilmesini savunuyor.

Karbonsuzlaşma hedeflerinin gerçekleştirilmesi belki de en çok finansman ile ilgili. G7 ülkeleri yenilenebilir enerji ve yenilikçi teknolojilerin geliştirilmesi ile ilgili olarak yeterli miktarda maddi kaynak sağladıklarını ifade ediyorlar. Ancak konuyla ilgili en geniş fon olma özelliğine sahip Birleşmiş Milletler destekli Yeşil İklim Fonu’nun toplam hacminin 10 milyar ABD Doları seviyesinde olduğu ve bu miktarın öne sürülen hedeflerin gerçekleştirmek için yeterli olamayacağı ifade ediliyor.

G7 toplantılarının gündemi, toplantılara ev sahipliği yapan ülke tarafından belirleniyor. Dolayısıyla bu yıl G7 toplantılarının çevresel hedefleri vurgulamasının arkasında Almanya, hatta daha da özel olarak Almanya Başbakanı Angela Merkel bulunuyor. Fizik doktorası sahibi Merkel, Kyoto Protokolü sürecinde Almanya’nın Çevre Bakanı olarak oldukça etkin bir siyaset izlemiş, protokolün geniş bir katılımla kabul edilmesinde büyük rol oynamış, hatta bu çabaları sonrasında ‘Çevre Kahramanı’ olarak adlandırılır olmuştu. Bu yıl G7 ülkelerinin karbonsuzlaşmaya dair yayınladıkları bildirinin, Kanada ve Japonya gibi çevresel önlemler konusundaki çekinceli ülkeler tarafından dahi kabul edilmesinin ardında yine Merkel’in çevre konusundaki etkin siyaseti olduğu düşünülüyor.

Sonuç olarak, G7 toplantılarına damga vuran ve karbon salınımını bu yüzyıl sonuna kadar sanayileşme öncesindeki düzeye indirgemeyi amaçlayarak ortaya 85 yıllık bir hedef koyan bildiri, yenilenebilir enerjiye yönelik finansman ve yatırım koşullarının henüz yeterli olmaması, fosil yakıtların kullanımının nasıl tamamen terk edileceğinin açıklığa kavuşturulmaması ve diğer ülkelerin motivasyonlarının nasıl sağlanacağı gibi konulardaki belirsizlikler sebebiyle bazı olumsuz eleştirilere maruz kaldı. Yine de, 2015 G7 zirvesinin herkesi memnun edebilecek iki tane sonucu var. Birincisi, eskiden sadece birkaç hayalperest çevrecinin fantezisi olarak yorumlanabilecek düşünceler, artık dünya liderlerinin gündemlerinde yer alan somut hedefler haline geldi. İkincisi ise bu yıl ölen veya yaralanan protestocu olmadı, sadece polise çorba fırlatan ve mızrak taşıyan iki kişi tutuklandıktan kısa bir süre sonra serbest bırakıldı.

*(Bu yazı ilk olarak EKO IQ Dergisinin 53. Sayısında yayınlandı: www.ekoiq.com)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.