Türkiye için en öncelikli kurumsal sorumluluk konuları nelerdir?

Hacettepe Üniversitesi’nde 2015-2106 akademik yılında “Kurumsal Sorumluluk Kavramı ve Uygulamaları” adında bir ders verme imkanı buldum. Verdiğim dersi konuya ilgi duyan (veya büyük ihtimalle bir başka seçmeli ders bulamayan) tüm öğrenciler seçebildi. Böylece aralarında hukuk, mühendislik, eğitim, edebiyat, iktisadi ve idari bilimler gibi pek çok fakülteden gelen 32 öğrencinin yer aldığı bol çeşitlilik barındıran bir sınıfımız oldu.

Derste sürdürülebilirlik ve kurumsal sorumluluk alanı ile ilgili hemen her konuya değinmeye çalıştık. Çoğu zaman öğrencilerin konunun ne kadar kapsamlı olduğunu fark ettiklerinde şaşırdıklarını gözlemledim. Fakat pek çok öğrencinin içinde -nihayetinde kâr etmeye odaklanmış- özel sektörün bulunduğu bir çözümün fayda getirebileceğine dair epey kuşkulu olduklarını da gözledim. Bir dönem boyunca akademik bir çaba ile anlatmaya çalıştığım kurumsal sorumluluk dersim ile ilgili diğer başka saptamalarım da var; fakat bu yazının konusu özel olarak dersin sınavında sorduğum bir soruya verilen yanıtlar oluşturuyor.

Çoğunlukla “Biraz zor olmamış mı Hocam?” benzeri tepkiler uyandıran yaptığım ara sınavdaki (vize) sorulardan birisi şuydu:

 “Size göre Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi’nin Türkiye açısından en öncelikli 2 maddesi hangileridir, açıklayınız?”

Böylece kendi çapımda küçük bir anket uygulamış oldum. Bazı öğrenciler Küresel İlkeler Sözleşmesi’nin 10 ilkesinden ikisini doğrudan belirtmek yerine ‘Çalışma Standartları’ veya ‘Çevre’ gibi üst başlıklarını vermeyi seçtiler, bazıları da birçok maddeye atıfta bulunarak açıklama geliştirmek istediler. Net bir şekilde yanıt bildiren öğrencilerin seçimlerini bir araya getirince ise aşağıdaki basit grafik ortaya çıktı:

Ekran Resmi 2016-03-09 01.36.51

(Küresel İlkeler Sözleşmesinin 10 İlkesi yazının sonunda yer alıyor)

Herhalde göze ilk çarpan sonuç belirgin bir şekilde en çok 6. ve 10. ilkelerin seçilmiş olması. 6. İlke’de “işe alım ve işe yerleştirmede ayrımcılığa son verilmeli” ifadesi yer alıyor. Galiba birkaç yıl içerisinde işgücü piyasasına dahil olacak öğrencilerin kayırmacılık ve torpil ile lekelenmiş Türkiye’deki işe alım politikalarının adaletine pek inanmadıkları anlaşılıyor.

10. İlke’de ise “İş dünyası rüşvet ve haraç dahil her türlü yolsuzlukla savaşmalı” ibaresi yer alıyor. Küresel İlkeler Sözleşmesi’nin bu meşhur maddesi aslında sözleşme ilk ortaya çıktığında 10 İlke arasında yer almıyordu; fakat “Yolsuzlukla Mücadele” maddesi 2004’ten beri Sözleşme’nin belki de en meşhur maddesi. Sözleşme bu ilke uyarınca imzacılarından hem kurum içi, hem kurum dışı etkinliklerinde ‘daha şeffaf bir ekonomi’ye katkı sunabilmek ve özel sektörün kaybettiği güveni geri kazanabilmesi için etik bir işleyişe çağırıyor. Ankara Ticaret Odası’nın 2003 yılında yaptığı bir araştırmada Türkiye’de yatırıma ayrılan her 3 liranın 1 lirasının rüşvet ve benzeri yolsuzluk türleri için harcandığı saptanmıştı. Uluslararası Şeffaflık Derneği ise yayınladığı küresel yolsuzluk endeksinde ise (2014 verilerine göre) Türkiye’ye 175 ülke arasında 64. sırada yer vermişti. Dolayısıyla öğrencilerin Türkiye’deki yolsuzlukla ilgili kaygılanmalarının epey haklı sebepleri bulunuyor.

İlkeleri üst başlıklarına göre gruplandırırsak öğrencilerin Türkiye için en az önceliği  ‘İnsan Hakları’ ve ‘Çevre’ başlıklarına tanıdıklarını görüyoruz. Galiba öğrenciler Türk iş dünyasının ‘insan haklarına katkı sağlamak’ veya çevre sorunları ile ilgilenmek gibi ulvi amaçlardan önce yolsuzluk ve ayrımcılıkla ilgili şaibelerini temizlemesini bekliyor. Soruya verilen yanıtların yaklaşık %80’i ‘Çalışma Standartları’ ve ‘Yolsuzlukla Mücadele’ başlıkları altındaki maddeleri Türkiye için öncelikli olarak görüyor.

Bu ufak anketi daha da geliştirmek istersek, katılımcılara Türkiye için öncelikli maddelerini sorduğumuz gibi, dünyanın tümü için önceliklendirdikleri maddeleri de sorabilir; böylece kurumsal sorumluluk kapsamı altında katılımcıların yerel ve küresel bakış açılarını karşılaştırabiliriz. Buna benzer bir çalışma yapılırsa katılımcıların muhtemelen dünyayı öncelikli olarak ilgilendiren maddeleri çevre ve insan haklarına ilişkin seçebileceklerini tahmin ediyorum. Yani belki de katılımcılar açısından Türkiye için en az öncelikli, ‘uzun dönemli çözüm isteyecek’ konular, söz konusu dünyanın tümü olunca en öncelikli konular haline gelebilir. Belki de sorunumuz tam da budur. Türkiye’nin dışında, ‘başka bir yerlerde’ dünyanın geri kalanı durur; lakin biz kendimize çeki düzen vermekten dünyanın tümüyle hiç ilgilen(e)meyiz.

Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi (United Nations Global Compact)

Picture1

(Küresel İlkeler Sözleşmesi mi, Global Compact mi? Bu zor soruya da değinen bir başka yazı için tıklayınız)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.