Yunanistan Krizine Ekolojiden ve Enerji Politikalarından Bakmak (EKOIQ 54. Sayı)

(Aslında bu internet sitesinin temel konusu “Türkiye’de Kurumsal Sorumluluk”, ancak bu yazının komuşumuzdan ibret alınabilecek bazı noktaları içerdiği düşüncesiyle SorumluKurum’la ilgili olabileceğini düşünüyorum. )

Komşumuzun durumu dünyanın dilinde. Uluslararası gündem büyük bir kaygı ve şaşkınlıkla Yunanistan’a odaklanmış̧ durumda. Bilindiği gibi Yunanistan uzun süredir çeşitli ülkelerden ve Avrupa’daki bankalardan aldığı borçları faiziyle birlikte ödemek konusunda sıkıntı çekiyor. Bu paralar genel olarak kamu harcamaları, maaş̧ ödemeleri ve 2004 Olimpiyatları gibi yatırımlar için kullanılmıştı. Toplamda 323 milyar Avro tutarındaki bu borcun ödenmesindeki sıkıntılar ortaya çıktıkça Yunanistan’ın daha çok kemer sıkması gündeme geldi. Dahası Portekiz, İspanya, İtalya ve Iranda da benzer şekilde aşırı borçlanmış̧ olduğu için Avrupa Birliği bütünlüğünün, özellikle Avro Bölgesinin geleceğine ilişkin kuşkular arttı. Yunanistan’ın olası iflasının veya Avro Bölgesini terk etmesinin benzer durumdaki ülkelerde zincirleme bir etkiye sebep olabileceği, bu durumun dünya ekonomisini 2008 krizinden bile daha kötü şekilde etkileyebileceği yazıldı. Almanya ve Fransa’nın başını çektiği bazı ülkeler ise 2011’den beri Yunanistan’ın borçlarının kapatılması için yeni ve çok kapsamlı bir kurtarma paketinin devreye sokulmasını istedi. Ancak halkın bir başka kurtarma paketinin işleri düzeltebileceğine pek inanmadığı anlaşıldı. Bu inancın ilk yansıması Yunanistan’da radikal sol partilerin ittifakıyla oluşturulan Syriza’nın genel seçimleri kazanarak tek başına iktidar olmasıydı. Syriza Hükümeti’nin seçim bildirgesi kemer sıkma politikalarına karşı çıkıyor, isçi sınıfından daha az, orta ve üst sınıftan daha çok vergi toplanacağını söylüyor, özelleştirmelere karşı çıkıyor ve çalışan haklarının artırılacağını iddia ediyordu. Syriza iktidara gelir gelmez Avrupa Birliği, Avrupa Merkez Bankası ve Uluslararası Para Fonu’ndan oluşan Troyka’nın önereceği yeni bir kurtarma planına karşı çıkacaklarını açıkladı. Bunun üzerine geçtiğimiz ay (Temmuz 2015) gerçekleşen referandumda halkın %61,3’ü yeni bir kurtarma paketine hayır diyerek Syriza’ya desteğini sürdürdü.

yun2Kimilerine göre referandumda halka tam olarak ne sorulduğu yeterince açık değildi. Halkın kurtarma paketine mi, Avro Bölgesinden çıkıp çıkmama konusuna mı yanıt verdiği, ayrıca bu yanıtı ekonomik bakış̧ açısıyla mı, yoksa ulusal gururla mı verdiği hararetli bir tartışma konusu oldu. Dahası referandumdan sonra gerçeklesen ve saatler süren görüşmeler sonrasında Syriza Hükümeti, 3 yıl içerisinde Yunanistan’a toplamda 86 milyar Avro nakit akışı sağlayacak kurtarma paketini kabul ettiklerini ve Yunanistan’ı Avro Bölgesinden çıkarmanın ağır sorumluluğunu üstlenemeyeceklerini açıkladı. Sonuç olarak ileride Yunanistan’ın kemer sıkmaya devam edeceği, daha fazla vergi vereceği ve kamu harcamalarını azaltılacağı düşünülürse, halkın referandumda verdiği “Hayır” oyunun ne işe yaradığı pek anlaşılamadı. Ancak en azından ülkeye bir ay içerisinde sıcak para girişi olacak, böylece bir süredir kapalı olan bankalar yeniden açılabilecek, kişi başına günlük para çekme miktarının 60 Avro ile sınırlandırılması gibi uygulamalar sona erecek ve kamu çalışanlarının uzun süredir ödenemeyen maaşları yeniden ödenebilecek.

Tüm bu süreç devam ederken Avrupa Birliği hiç olmadığı kadar sert bir şekilde sorgulanmaya başlandı. Kimi yorumculara göre Avro aslında Doğu ve Batı Almanya’nın birleşmesinden sonra Alman Markının aşırı değer kazanmasını önlemeye yönelik özellikle Fransa ve İtalya’nın desteklediği bir girişimdi; fakat Avro ile Almanya’nın ekonomisi eskisinden de daha çok güçlenmiş̧ oldu. Birleşik Krallık‘ta ise Avrupa Birliği’nin ülkeye herhangi bir yararı olmadığına dair görüşler güçleniyor. Ayrıca Avrupa Birliği projesinin II. Dünya Savaşı sonrasında Avrupa ülkeleri arasında bir beraberlik duygusu oluşturacağı beklenmişti, fakat hemen hemen tüm üye ülkelerde Birliğe karşı ulusal hükümranlığı vurgulayan söylemler siyasi güç kazanmaya devam ediyor.

Bu İşin Bir de Ekoloji Boyutu Var

Yunanistan’ın içinde bulunduğu krizin, sadece Yunanistan’ı değil tüm dünyayı etkileyecek, siyasi ve ekonomik sonuçları birçok boyutuyla ele alınıyor; fakat krizin ekoloji üzerine etkileri maalesef yeterince dillendiril(e)miyor. Genel bakış̧ açısını tahmin etmek kolay: “Millet bankadan çekecek para bulamazken çevre kimin umurunda?” Oysa uzun vadede finansal krizlerin etkileri çevreyi, dolayısıyla sürdürülebilir kalkınmayı derinden zedeliyor.

Selanik Üniversitesi’nden Christos Vlachos, finansal kriz zamanlarında çevre ile ilgili düzenlemelerin zayıfladığına dikkat çekiyor. Vlachos’a göre çevre ile ilgili yasalar kriz zamanlarında ortadan kalkmıyor, fakat bu yasaların denetimi esnemeye başlıyor. Denetim azaldıkça orman arazileri yapılaşıyor, avcılık faaliyetleri artıyor, şaibeli orman yangınları ve yangın sonrasında ortaya çıkan boş alanlarda yapılaşmalar daha çok gözlemlenmeye başlıyor. Kemer sıkma politikaları kâr etme önceliğini daha da çok vurguladıkça, kalkınmaya ilişkin stratejik kararlar uygulanamıyor. Örneğin finansal zorluklar gündemdeyken ne bireyler, ne de devlet yenilenebilir enerjiyle eskisi kadar ilgilenmiyor.

Yunanistan’ın çevre politikasında maalesef şimdiden çatlaklar ortaya çıkmaya başladı bile. Yunanistan Greenpeace sözcüsü Takis Grigoriou, Yunanistan’ın enerji politikalarındaki kararsızlıktan şikâyetçi. Yunanistan genel olarak anakaradaki enerjisini linyit kömüründen, adalarda ise ithal petrolden karşılıyor. Elektrik enerjisi ise ağırlıklı olarak devlete bağlı bir şirketin (Public Power Corporation) işlettiği linyit santrallarından sağlanıyor. Grigoriou, linyit santrallarının zararlarına ve verimsizliğine dikkat çekiyor. Avrupa Enerji Ajansı’na göre Yunanistan’daki ortalama bir hane halkı ısınabilmek için Finlandiya’daki bir hane halkından 3 kat daha fazla enerji tüketiyor. Ayrıca Yunanistan’da her 10 evin 6’sı enerji fakirliği sınırının altında kalıyor.

Ayrıca yayınlanan bir rapora göre ülke- de her yıl 1000 kişi, linyit santrallarına bağlı hava kirliliği sebebiyle hayatını kaybediyor. Ayrıca Avrupa Çevre Ajansı’na göre 2008-2012 döneminde linyit üretimi Yunanistan ekonomisine 19 milyon ABD Doları civarında zarar verdi. Bir diğer sorun ise linyit sektörünün kendisini yenileyememesi ile ilgili. Linyit santralları bir kamu şirketi tarafından islenmesine rağmen, elektrik faturaları hükümet tarafından fiyatlandırıldığı için, üretim maliyetleri faturaya tam olarak yansıtılamıyor. Siyasi kararların etkisi altında kalan linyit sektörü, santralların yeniden yapılandırılmasını ve yeni teknolojilerin uygulanmasını sağlayamıyor.

Geleceği İnşa Etmekten Vazgeçmek

Aslında 2010’dan itibaren Yunanistan’da yenilenebilir enerji ile ilgili hareketlenmeler başlamıştı. En önemli gelişme hükümetin tarife beslemeli güneş̧ enerjisi yatırımlarına izin vermesiyle birlikte, Yunanistan’ın güneş enerjisi kapasitesinin 5 yıl içerisinde 50 MW’den 2500 MW’ye çıkması, 100 bin evin güneş̧ enerjisinden yararlanması ve bu sayede 50 bin yeni iş sağlanması oldu. Ayrıca Papandreou hükümeti sırasında “Building the Future” (Geleceği İnşa Etmek) adı verilen bir enerji verimliliği programı duyurusu yapıldı. Program 20 yıl içerisinde 1 milyon civarındaki binanın enerji tüketimini yeniden yapılandırmayı, toplamda 9 milyar Avro tasarruf etmeyi ve 140 bin iş oluşturmayı amaçlıyordu. Fakat Yunanistan borçları yüzünden krize sürüklendikçe programın uygulama planında sapmalar oldu. Kurtarma paketleri sebebiyle güneş̧ enerjisi destekleneceğine, eski linyit santralleri özelleştirildi. Sonunda hükümet Geleceği İnşa Etme programından vazgeçti. Aslında birçok konuda olduğu gibi, çevre politikalarının yeniden tesisi ve kararlılıkla uygulanması konusunda da yeni Radikal Sol Koalisyon hükümeti Syriza’dan beklentiler oldukça fazlaydı. Fakat yeni hükümetin ilk icraatlarından birisi “Çevre, Enerji ve İklim Değişimi Bakanlığı” ile “Tarım ve Sanayi Bakanlığı”nın birleşmesi oldu. Bu birleşme sonucunda “Üretken Yeniden Yapılandırma, Çevre ve Enerji Bakanlığı” ortaya çıktı. Çevre Bakanlığının, bir diğer bakanlık ile birleştirilmesi ise çevresel politikalardaki kararlılığın yakın gelecekte azalacağına dair kaygıların artmasına sebep oldu. Dahası Syriza her ne kadar ekolojik dönüşüm ile ilgili olarak kararlılık bildiren açıklamalarda bulunsa da, hâlâ oluşturmak istedikleri 660MW’lik yeni bir linyit santralının finansmanını bulmaya çalışıyor.

Yunanistan krizi dersler vermeye devam ediyor; radikal sol hükümetler bile ekonominin görünmeyen elinin şamarından kaçamıyor. Sanırız bundan ekoloji de azade değil. Ancak bazı yorumcuların üzerine basa basa belirttiği gibi, belki de zaten krizin asıl sorumlusu fosil yakıtlara bağlı kötü kalkınma ve enerji politikalarının ta kendisiydi. Sorunun asıl nedeniyle, soruna çözüm bulmaya çalışmak ise ne kadar mantıklı ve sonuç alıcı olacak, hep birlikte göreceğiz.

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.